Libya Sosyalist miydi?
19 Mart günü havadan askeri operasyona başlayan emperyalist devletlerin “devrimci” desteği ile 22 Ağustos’ta Muammer Kaddafi’nin 42 yıllık iktidarına son veren muhalifler, rejim karşıtı gösterilerde Libya Krallığı döneminin bayrağını kullanarak ne kadar “ilerici” oldukların ortaya serdiler. Ülkemizde “Yeni-Osmanlı” tartışmalarının sürdüğü günlerde “model ülke” Türkiye’nin açık desteğini alan Ulusal Geçici Konsey, monarşi günlerinin simgesini Libya’nın ulusal bayrağı olarak kabul etmiş görünüyor. Darısı başımıza!
“Arap Baharı” güzellemesi üzerinden değerlendirilen ve tüm bölgeyi etkisi altına alan değişim sürecine Türkiye solunun yaklaşımı, diğer önemli başlıklardaki zıt konumlanışla uyumlu bir görüntü veriyor. AKP’nin askeri vesayeti tasfiye ettiğine, Ergenekon operasyonu sayesinde darbeci zihniyetle hesaplaştığına, Kürt sorununda reformist bir programa sahip olduğuna inanan “sol” bölgeyi sarsan gelişmeleri “devrim” olarak nitelendirirken, söz edilen başlıklarda AKP’ye bir an olsun umut bağlamayan sol kesimler ise emperyalistlerin bölgede giderek artan belirleyici konumuna işaret ediyor. İç başlıklarda Birinci Cumhuriyet’i savunmakla itham edilen sosyalist çevreler, bu sefer de bölgedeki statükoya sahip çıkmakla suçlanıyorlar.
Emperyalizmin bölgede Sovyetik Çağ’dan kalan, dönemin dengelerinin ürünü olan statükoyu değiştirmekte kararlı olduğu açık. Yanlış bir nitelendirmeyle “Arap Sosyalizmi” olarak da anılan Baasçılığın bölgedeki tüm izleri, nasıl ülkemiz kemalizmin tüm izlerinden arındırılıyorsa, öyle siliniyor. Çift kutuplu dünya koşullarının belirlenimi altında şekillenen, sosyalizmden tonlar taşıyan, özü itibariyle Arap birliğini savunan Baasçılık emperyalist kuşatmaya direnebilmek için yeterli direnç potansiyelini içinde taşımıyor olsa da, tarihsel bir ilerlemeye denk düşüyor. Öyle ki bir takım Baasçı uygulamalar iktidarda oldukları ülkelerin “düpedüz sosyalist” olduğu yanılmasına yol açabiliyor.
Libya örneğine dönersek, Kaddafi döneminde ait olduğu söylenen, Baasçı ideolojinin yapısı düşünüldüğünde gerçek olma yüksek olan bazı uygulamaları sıralamak, ne demek istediğime açıklık getirecektir:
“Libya yurttaşlarına kredi sıfır faizle verilir.
Öğrencilere yaptıkları tahsile göre ortalama ücret ödenir.
İşsizlere iş bulana kadar tam ücret ödenir.
Evlenen çiftlere bedelsiz olarak konut verilir.
Yurt dışında tahsil yapanlara 2500 Euro harçlık yanında, barınmak ve araç yardımı yapılır.
Ülkede otomobiller fabrika maliyetine satılır.
Libya’nın kimseye tek sent kredi borcu yoktur.
Eğitim, tahsil ve sağlık hizmetleri tüm yurttaşlara bedelsizdir.
Nüfusun yüzde 25’i yüksek tahsillidir.
Son bombalama olaylarına kadar sokaklarda evsiz veya dilenci bulunmamaktaydı.
Bir somun ekmek fiyatı sadece 15 centtir.”
Emperyalistlerin desteklediği muhaliflerce ele geçirilmeden önce Libya’nın “düpedüz sosyalist” olduğunu düşündürten yukarıdaki uygulamaların herhangi bir turnusol özelliği bulunmuyor. İşçi sınıfının bağımsız bir partide örgütlenmiş olarak iktidarda bulunmadığı hiçbir rejim sosyalist sıfatını hak etmez. Zira sosyalizm sadece sosyal devlet politikaları, ücretsiz ve nitelikli kamu hizmeti, yüksek yaşam standartları değildir. Sosyalist bir ülkeyi, örneğin Kuzey Avrupa’daki sosyal devlet örneklerinden ayıran temel özellik devletin ve üretim araçları üzerindeki mülkiyetin sınıfsal karakteridir. Yani Libya sosyalist bir ülke değildi.
“Öyleyse Kaddafi gitmiş, Ulusal Geçici Konsey gelmiş bize ne…” diyenlere de iki çift laf edip, yazıyı daha fazla uzatmadan noktalamak istiyorum. Ergenekon operasyonu gündeme girdiğinde “yesinler birbirlerini” demenin güçlüden yana olmak, nesnel olarak sürece destek çıkmak anlamına geldiğini sol yaşayarak öğrendi. “Arap Baharı” denilen emperyalist restorasyon sürecine açıktan karşı çıkmanın statükoculuk olarak karalanmasına izin vermemek, “devrim” kavramının kirletilmesine göz yummamak için sosyalistlerin her türlü dış müdahaleyi gayrı-meşru ilan etmesi ve sınırların değişmezliği ilkesini daha yüksek perdeden savunması gerekiyor.
Berlin Duvarı’nı emekçilerin üzerine yıkanlar, Moskova’da tankların üzerinde tepinen ayyaşlar, Irak’ta yankiyi kurşun yerine çiçeklerle karşılayanlar, Kosova’da diğer elinde ABD bayrağı ile zafer gösterileri yapanlar, Mısır’da Tahrir Meydanı’nı Hillary Clincton’un önüne serenler, Libya’da siyah avına çıkan “devrimciler”… Bunlardan ala statükocu mu olur?
Yazarımızın Diğer Yazıları
-
Yoldaşımızı Kimler Öldürdü? - 31.01.2012
-
Aynı nehirde kaç kere yıkanacağız? - 20.01.2012
-
3. Cephe mi, 3. Cumhuriyet mi? - 30.10.2011
-
Komünist Olmanın Kriterlerinden Kaçış - 05.10.2011



Yorumlar
Yeni yorum gönder